AKTÜEL Gündeme Dair Wellness

Olimpiyatlarda Neden Başarılı Olamadık?

Sporda başarı için temel toplumdur ve onun en küçük birimi ailedir. Henüz ailesinin ve çevresinin yönlendirmesine maruz kalmamış yetenekli çocuklardır. O çocukların çevresine baktığında göreceği ve örnek alacağı kişilerdir.

2012 Londra Olimpiyatları sona ererken, birçok güzel yarışın ve çekişmeli geçen karşılaşmaların keyfinin yanı sıra akıllarda en çok yer eden sahnelerden biri de iki Türk sporcunun başarısıydı.

Atletizm 1500 metre kadınlar finalinde iki atletimizin şampiyon ve ikinci olmasının ardından spikerin histerik çığlıklarla “heyecandan titriyorum, inanın ne söyleyeceğimi bilemiyorum” deyişi, olimpiyat stadında İstiklal Marşı’nın ilk kez çalınıyor olması…

Bütün ülkeyi sevince boğan bu başarı, ben ve benim gibi hayatını spora adamış birçok kişide de karışık duygular uyandırdı. Ertesi gün televizyonda “Atletizmde bu başarı bir ilk” diyordu bütün haber spikerleri, dikkatinizi çekerim sene 2012!

İşin aslı, bu ilk madalyalar 70’li yıllarda gelseydi, ülkemiz adına bir “başarı”dan söz edebilirdik. Yani “Doğru zaman” olmadıktan sonra ilk‘in de bir anlamı yoktu…

Peki nasıl oluyor da Jamaika gibi 2,5 milyonluk bir ülke, pistlerin altını üstüne getirebiliyorken, 80 milyonluk bir ülkeden sadece 5 madalya çıkabiliyor?

Haydi madalyaları bir tarafa bırakalım, olimpiyatlara katılan birçok sporcumuz ‘kendi en iyi derecelerini’ bile orada tekrarlayamıyorlar?

Olimpiyatlardaki Başarısızlığımızın Sebebi

Birçok spor yazarının ve uzmanın her 4 yılda bir olimpiyatların ardından sözettikleri nedenlerin hepsine katılıyorum. “Yanlış spor politikası” deniyor (Geçmiş iktidarların çoğu da dahil) doğrudur. “Sporcuya ve tesise yatırım yapılmıyor” deniyor, doğrudur. “Spor okullardan başlatılmalı” deniyor, doğrudur ve bu gerekçelerin tamamına katılıyorum.

Ama ana sebep aslında bunlardan hiçbiri değil.

Bana göre konuya temelinden yaklaşmak en doğrusu. Sporda başarı için temel toplumdur ve onun en küçük birimi ailedir. Henüz ailesinin ve çevresinin yönlendirmesine maruz kalmamış yetenekli çocuklardır. O çocukların çevresine baktığında göreceği ve örnek alacağı kişilerdir.

Herhangi bir branş için, madalyalar kazanma ihtimali yüksek genetik avantajlara doğuştan sahip olan, ama henüz çevresinin yönlendirmesine maruz kalmamış küçük bir Türk çocuğunu ele alalım ve onun gözünden en yakınındaki kişilere göz atalım:

Nasıl bir anne var karşısında? Boş vakitlerini günlerde, alışverişlerde geçiren, mantı ve hamur işinde ustalığıyla övünen, güzel olmayı ise sadece kuaför ve kozmetik olarak gören bir kadın.
Nasıl bir baba var karşısında? Göbeği bir metre ileriden giden, bir de işi şakaya vurup “Türk kası bu Türk kası” diye karnını kaşıyıp gülen bir adam.

Ebeveynlerin, sporu “Yazdan önce kilo vermek amacıyla katlanılan bir zulüm” olarak görmeyip, hayatlarının bir parçası ve alışkanlığı haline getirmeleri, vücut sağlığına ve estetiğine önem verip çocuklarına sağlıklı yaşam felsefesini küçük yaşlarda aşılamaları, ileride gelecek olimpiyat madalyalarının müjdecisidir.

Bu felsefeye göre yetiştirilmiş ve olimpiyatları izleyen bir çocuk, “evet benim fiziğim de şu branşa uygun, ben de bunu yapabilirim” özgüvenine sahip olur.

Genç nüfusumuzun, olimpiyatlarda yarışabilecek sporcular çıkabilmesi için büyük bir yetenek havuzu anlamına geldiğini unutmayalım. Tabi bu nüfusun bir avantaj haline gelmesi için, önce spor yapmayı kültürümüze yerleştirmeyi başarmamız gerekiyor.

Toplumun çekirdeği olan aile, sağlıklı ve atletik bir nesil için öncü olmalıdır. Fitness merkezleri, dünyada yıllardır bunun için vardır.

Peki, Türk insanın ilk modern fitness salonlarıyla tanışmasının 90’ların başlarına denk geldiğini biliyor muydunuz? Bunlardan birisi de benim 1992’de İstanbul’da açtığım EuroGym’dir. Gurur duyuyorum, çünkü ilklerden birisiydi. Utanıyorum, çünkü hala çok yeni bir tarih bu. Fitness merkezlerinin yaygınlaşması son 20 yılda gerçekleştiğine göre demek ki, bundan önce sıradan vatandaşlarda sağlıklı yaşam için spor yapma ihtiyacı henüz oluşmamıştı.

Ne yazık ki bugün bile birçok fitness merkezi, “yaza formda girme ayları” tabir edilen Mart – Nisan – Mayıs aylarında ancak tam doluluğa ulaşabiliyor. Halkın yararlanabileceği spor alanları ve yürüyüş parkurları çok az ve yetersiz.

Yılın her döneminde düzenli spor alışkanlığına sahip bireylerin sayısı toplumda arttıkça, “spor kültürü” yaygınlaşacak ve doğal olarak sporu profesyonel olarak yapan bireylerin sayısı da artacaktır.

En basit matematikle, daha fazla sayıda “sıradan” sporcunun arasından oransal olarak daha fazla sayıda “olimpiyat şampiyonları” çıkma ihtimali vardır.

Yazının başlığındaki “Olimpiyatlarda neden başarılı olamadık” sorusunun yanıtı, 80 milyonluk muazzam yetenek havuzumuz var ama havuzun içindeki fazla yağları (!) temizleyip daha sağlıklı ve atletik bir toplum olmayı benimsemeli ve çocuklarımızı da öyle yetiştirmeliyiz.

One comment

  1. Çok zorr bu kafayla. Sınav sistemi de sporda başarılı olmamızı engelliyor. Çocuklar her sene değişen sistemle sınava mı hazırlansın, çocukluklarını yaşayıp sporlarını mı yapsınlar. Aileler de panik halinde her sınav dönemi… Okul bitince de profesyonel sporcu olmak için çok geç kalınmış oluyor. Kısacası bu kafayla çoook zor……

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: